5 Haziran 2012

Kime bakmıştın, tanıyamadım?




Aslında pazartesi günü bir soru sormuştum facebookumdan “Sizce hangi konuda yazı yazayım” diye. Maalesef şimdilik hepinizi üzerek farklı bir konuda yazmaya karar verdim. Hatta o gün o konuda yazmıyorum diye de bir laf etmiştim. Ama bu son zamanlarda yaşadıklarım gördüklerim ve duyduklarım sayesinde öyle bir büyüdüm ki, size anlatamam…

Geçen akşam arkadaşlarımla birlikte fasıla gittik böyle eğlence olsun, hoş sohbet olsun konuşalım diye. İlk önce internet aleminde insanların “tuhaflığından” konu açıldı. Hepsi çok ilginç şeyler yaşadıklarını anlattılar. Hatta bir an duyduklarımla böyle gözlerim yuvalarından fırladı. “Öyle insanlar vardı ki, biz onun IP’sini gördüğümüz halde kendine başka hesaplar açar, kendi yazılarına yorum falan yapardı. Kendi kendisiyle konuşurdu.” Diye… Abi bu şizofrenlik değil de nedir Allah aşkına? Normal bir insan hangi kafayla bunu yapar ya?

Sonra konu iş hayatının olaylarına geldi. Zaten çevremden o kadar çok şey duyuyorum ki ikiyüzlülükle ilgili. Bazen ağzım açık kalıyor böyle, kapatamıyorum dakikalarca şaşkınlıktan. İnsanoğlunun çıkarları için yapamayacağı şey yok gerçekten. Zaten en basiti trafiğe bakın. Hep önce ben gideyim, yol benim olsun, başkasının şeridi tıkanırsa tıkansın ben kendime bakarım olay…. Henüz iş hayatına atılmadım, ama şu “müdür” kavramından şimdiden geriliyorum ben. Kapitalist baskıya pek gelebilen bir insan değilimdir çünkü. Haksızlığa tahammül edemiyorum. Günün birinde müdür falan olsam ne olacak diye düşünüyorum bazen. Emir vermek şart çünkü… Ben daha forumda moderatörlük yaptığım zamanda bile, bir şeyi defalarca yanlış yapmış bir üyeye ciddi bir uyarı yapmam gerekirken “Ee şey canım ya, rahatsız ediyorum, şöyle böyle yapmamak gerekiyormuş” diyen bir adamım. Henüz hazır değilim yani anlayacağınız kötü, sert ve ciddi olmaya. Ama bazı insanlara gereken durum da bu ne yazık ki..

İş hayatının dışında bizzat okul hayatında da yaşıyoruz bu acımasızlığı… Bazı hocalar sadece birkaç kuruş fazladan para için öğrenciyi yaz okuluna, bütünleme sınavlarına falan bırakıyor. Yani, bu yollardan sen de geçtin be hacı, insanı nasıl zor durumda bıraktığını bir bilsen. Geçme notu 50 ilen 47 ile kalmak insan hayatını mahveden bir şey. Tamam haklı oldukları durumlar vardır tabii, ama kusura bakmayın yani. Biz de haklıyız!

Ego denilen şey akıllara zarar… Bazen annemlerle birlikte o kıyafet programlarını izliyorum. Böyle kadınlar geliyor, kendilerini tanıtıyorlar, kişisel özelliklerinden bahsediyorlar falan. Sonra bütün işleri güçleri diğer yarışmacıları ezmek oluyor. Yok şunun poposu şöyle yok şunun bacağı böyle, yok şuna bu elbise yakışmamış. Hele de geçenlerde bir kız vardı, kız alenen kabul etti “ben kendini beğenmiş biriyim, biri bana çok güzelsiniz dediğinde teşekkür ederim biliyorum diyorum” demez mi? Allah’ım o an onun saçından tutup böyle yerlere çalasım geldi. Abi, gerizekalı mısınız? Hof yani!

Kendine güven ve egoizm arasındaki ince çizgiye dikkat etmek gerekiyor. Mesela benim annem kendine güvenin hakkını veren bir insandır. Asla başkalarına kendi hakkı olanı yedirmez, zekidir de. Ama ben hiç başkasını küçük görerek, aşağılayarak kendini yücelttiğini görmedim. Ya da isteyerek ya da bilerek başkasının hakkını yediğini… Belki kıyas yapar ama çirkinleşmez, o çizgiyi çok iyi bilir. Babam ben kendimi bildim bileli çok yardım sever bir insandır. Hele trafikte yayalara falan yol verir yani. Ben elin kıç kadar Acıbadem caddesinde karşıdan karşıya geçmek için 2 dakikadan fazla beklediğimi bilirim. Uzun lafın kısası, ben böyle yetiştim, böyle gördüm, bilmiyorum, o yüzden insanların yaptıkları şeyler bana normal gelmiyor belki de. Tek eksiğim kendine güven sanırım, o da zamanla oturur diye umuyorum.

Böyle bazen dünya senin etrafında dönmüyor diye bağırmak istiyorum bazı insanlara. Mesela işi düştüğünde selam verenlere! Bacım, oğlum, ben senin arkadaşınsam, sen bana bir selam vermeyi çok görmemelisin. Doğum günümde facebookta duvarıma “Doğum günün kutlu olsun.” Yazmayı çok görmemelisin. 4 kelime lan. Ne kadar zor olabilir ki? Ben senden ilyada destanını beklemiyorum, bir selam bekliyorum. Hadi diyelim işin düştü, bari önce bir naber diye sor :D Direkt “ya bıdı bıdı gibi bir durum var, yardım eder misin?” çaresiz ediyorum ne yapacağım. Vardır çünkü benim de öyle yanlışım… Bir arkadaşım yardım almam konusunda ortak bir arkadaşımızı önermişti bir keresinde. Allah’ım böyle bir çekinme yok yani, “Ama ben ....... ile bayadır konuşmadım, şimdi ayıp olmasın, valla bak” diyorum sürekli. Acaba bu psikolojiyi herkes yaşıyor mudur? Yani vicdan rahatsızlığından bahsediyorum. Pek ümitli değilim. Egonun olduğu yerde vicdan pek barınmıyor.

Benim ağzım torba değildir büzemesin genelde. :D Ama sosyal medyada yani. Zaten hiçbir zaman inanmamışımdır “Gelsin yüzüne de söylerim” mantığına. Vardır tabiisi söyleyen de ama yazarak söylediğinizi yüzüne söylerken içinizdeki siniri yansıtamazsınız, çekinirsiniz. Ben de öyleyim biraz. Pat diye konuşurum, kızdım mı kapama tuşum yok. “Ama sonra çok üzülürüm”, acaba kırmış mıyımdır diye. Geçenlerde yaşadım böyle bir olay. Twitterdan bi laf ettim fena patladı bi tarafımda. Demek istediğimi diyemedim. Ama isteyerek yaptığım bir şey değildi. Lafın nereye gideceğini tahmin edemedim. Zaten dersimi de aldım. Bir daha asla yani... Karşı tarafın sinirlenmesi ayrı benim üzülmem ayrı yani… Edilen lafın nereye gideceğini bilmek şart. Bir şeyi yapmadan söylemeden önce dönüp kendine bakacaksın, Maykıl Ceksın da diyor ya “Do think twice” diye. Haklı rahmetli… Şaka derken kaka oluyor.

Bu yazının özeti; insanlardan bıktım anlayacağınız, hocalardan, müdürlerden, üslerden, çıkar arkadaşlığından, çakma siyasetçilerden, yalandan dolandan. Ya yalan söylememek bu kadar kolay olmamalı arkadaş ya! Senin çıkarların için yaptığın şeyler, söylediğin laflar, fena döner geri sana. Bunu her dakika hatırlamak lazım.

Son söz olarak da Paul Auster’ın "Ben insanın diğer yüzünü görünce ilkini hatırlamam." Sözünü buraya çakarım, kapıyı çeker çıkarım sonra da!

Saygılars. Öperimg.